Yılmaz Güney’in Toptaşı Günleri

Yılmaz Güney (Pütün), 1980 öncesi Türkiye’sinin toplumsal yapısından ve siyasal bölünmüşlüğünden - herkes gibi! - kendine düşen payı aldı. Sol/sosyalist kampta, Arnavutluk yanlısıydı; Enver Hoca’yı destekliyordu.

Yılmaz Güney’in Toptaşı Günleri

Türk sinemasının ‘Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney’in hayatının önemli kısmı cezaevlerinde geçti. 47 yıllık kısa ömrüne, sayısız senaryo çıkarabilecek zenginlikte olay sığdıran Güney, cezaevlerindeki günlerini, hikâye, senaryo ve roman yazarak, filmlerini seyredip kritize ederek, diğer tutuklularla politik tartışmalar yaparak geçirdi. Kısa hayat hikâyesine Güney ile - aylık yayınlanan ve ancak 13 sayı çıkarılabilen kültür-sanat dergisi! - Halkın Dostları adlı iki dergiyi de ekledi. Sinema yaşamında 104 filmde başrol oynadı; 24 film yönetti; 50 film senaryosu yazdı; 6 senaryonun yazımına yardımcı oldu.

Yılmaz Güney (Pütün), 1980 öncesi Türkiye’sinin toplumsal yapısından ve siyasal bölünmüşlüğünden - herkes gibi! - kendine düşen payı aldı. Sol/sosyalist kampta, Arnavutluk yanlısıydı; Enver Hoca’yı destekliyordu. Ama hapishane yıllarında soldaki hizipler arası bölünmelere/çatışmalara karışmadı. Kişisel ilişkilerinde fraksiyonlar üstü politika izlemeye gayret etti. Toptaşı Cezaevi’nde geçirdiği sürede arabulucu, yol gösteren, diyalogdan yana, ortayolcu çizginin sahibiydi. O yıllardaki Türk Solu’nun - ki kitleler daha çok gençler oluşuyordu! - büyük çoğunluğu, antisovyetçi ve antimaocuydu. Toptaşı Cezaevi’ndeki siyasî tutuklular-hükümlüler arasında da anti-Sovyetizm güçlüydü.

Toptaşı Cezaevi’nin binası tarihi geçmişe sahipti: Atik Valide Külliyesi’nin bir bölümüydü. Osmanlı’nın en ünlü mimarı Sinan’ın olgunluk dönemi eseriydi. Üçüncü Murat’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından yaptırılmıştı. İstanbul’un 3 önemli külliyesindendi. Osmanlı medrese sisteminin en yüksek aşaması Darülhadis, Kur’an okumanın öğretildiği medrese kısmı Darülkurra, hastane olarak kullanılan Darüşşifa, yoksullara yardım amacıyla oluşturulan İmarethane, fakirlerin barındığı Tabhane ve Aşhane gibi çok sayıda birimi bünyesinde barındırıyordu. Külliye, İkinci Mahmut döneminden itibaren Nizam-i Cedit Kışlası haline getirilmişti. 1927 yılına kadar akıl hastalıkları hastanesi yani Bimarhane biçiminde faaliyet göstermişti. Bir ara tütün deposu da yapılmış, en sonunda hapishanede karar kılınmıştı: Toptaşı Cezaevi … Ülkenin en tanınmış kişilerini ‘misafirliğe mecbur edildiği’ (!) merkeze dönüş(türül)müştü.

Güney, cezaevinde güne jimnastik yaparak başlardı. Sık sık ‘Kahrolsun tembellik!’ sloganını tekrarlatarak, mahkumların sabahı dinç karşılamasını amaçlardı. Slogan tekrarı, Güney’in önderliği tutuklu ve hükümlülere hoş gelir, canla başla katılımlarını sağlardı.

Jimnastik sonrası, koğuşlara geçilip kahvaltı yapılırdı. Güney, siyasîlerle aynı koğuşta kalmazdı. Cezaevi lügatıyla ‘lümpenler’in yanındaydı. Koğuşunu - ki 1’inci Koğuş’ta kalıyordu! - Hızır Hacı Süleymanoğlu, Dündar Kılıç’ın adamları gibi dönemin hızlı/ünlü babaları mesken tutmuştu. Babalardan hürmet görür, fikrine saygı gösterilirdi; racon kestiğine dahi şahit olunurdu. Cezaevi yönetimiyle arası çok iyiydi; gardiyanlardan itibar görürdü. Kendisine küçük bir oda ayrılmıştı; kitap okur, senaryo yazar, siyasi tartışmalar yapar, gelen sinemacılarla görüşürdü. Sürü filminin çekimleri sırasında, Tarık Akan da hapishaneye gelmişti. Güney ile Akan baş başa saatlerce görüşmüş, filmin eksilerini/artılarını tartışmıştı. Hattâ Kayseri doğumlu, ünlü ABD’li yönetmen Elia Kazan da görüşmecileri arasındaydı. Güney adlı derginin sorumlusu Nihat Behram da sık gelenlerdendi.

Yılmaz Güney’in her gün çokça ziyaretçi gelirdi. Güney, misafirleriyle tek tek ilgilenir, hal hatır sorardı; bazen kuyruk oluşur, ama ilgisini hiç azaltmazdı; her birisiyle ayrı ayrı görüşürdü. Hediyelerden başını alamazdı; bazı mahkûmların hatıralarında aktardığına göre, Adana’dan bolca portakal, Kayseri’den sucuk/pastırma, Afyon’dan lokum/kaymak gelirdi. Güney hediyeleri kader kurbanları arasında eşit paylaştırırdı; kalanı, Çocuk Esirgeme Kurumu’na yollardı. Bir defasında, bir hayranı tam yarım kamyon dolusu portakal göndermişti. 

Yılmaz Güney yemek seçerdi; kızartmalardan uzak dururdu; çünkü midesinden şikâyetçiydi. Sonradan mide kanserine yakalandığını öğrenmişti.

Güney, misafirleriyle fotoğraf çektirirdi. Mahkûmlar, hapishane arkadaşları, ünlü oyuncu ile resim çektirmekten hoşlanırdı. Her mahkûmu yakından tanırdı. Yeni düşen bir tutuklunun bütün geçmişini en kısa sürede öğrenirdi. Kendisine göre bir istihbaratı olduğu iddia edilirdi.

Senaryo çalışmalarını sürdürdüğü küçük odasında bir de kütüphane kurmuştu. Az sayıdaki kitabı, mahkumlara dağıtır, - kendine göre! - siyasî bilinçlenmelerini sağlardı. Hemen hemen herkese okumasını istediği iki kitap: Stalin’den ‘Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu’ ile Lenin’den ‘Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’ idi. Güney, Kürt Meselesi dediği, Doğu Sorunu’na - kendince! - özel bir önem atfederdi. 

Toptaşı Cezaevi’nde solun değişik fraksiyonlarından/örgütlerinden isim sahibi militanlar bulunuyordu. Hepsi sert adamlardı; yarın ölebilecekleri düşüncesiyle sevmekten bile kaçınırlardı. Yılmaz Güney; örgütlere her zaman eşit davranır ve eleştirilerine saygı gösterirdi; kırıcı söz söylememeye azami dikkat ederdi. 

Cezaevindekiler, Güney dergisini belli bir sistematikten uzak bulurdu. Onlara göre dergi, karman çormandı! Ama her sayısında yazan Yılmaz Güney için bir/birkaç dava açılırdı. 1980 Askeri Darbesi’nden hemen sonraki bir konuşmasında Güney, hakkında toplam 300 yıla kadar hapis istemiyle davalar açıldığını söylemişti. 

İlk kez, 1955'te kaleme aldığı 3 Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle takibata uğramış ve hakkında dava açılmiştı.

1980 Askerî Darbesi’nden az önce, bir grup siyasî mahkum kaçış için özel bir plan geliştirmiş ve hemen uygulamaya geçmişti. Bunun için uzun bir tünel kazılmıştı. Hapishanenin duvarları eski ve dayanıksızdı; tünel beklenilenden daha kolay ve hızlı kazılmıştı. Bitişiğinde Kur’an kursu olarak kullanılan tarihi bir bina daha vardı. Tünel, yandaki binanın bir odasına açılacak ve firar gerçekleşecekti. Ama ekipteki bir mahkumun açık vermesi, firar planını ortaya çıkardı. Kazı ekibi, isim sahibi siyasi mahkumlar ve çok sayıda örgüt üyesi tutuklu başka cezaevlerine sürgüne gönderildi. Yılmaz Güney de furyadan nasibini almıştı. Toptaşı Cezaevi’ndeki renkli ve hareketli günlerin sonuna gelinmişti.

Ali Hikmet İnce yazdı.

7 July 2018 19:08
1,398 kez okundu

Süzme Haber



Benzer Haberler

Ölüyü Dirilten Sahtekâr Rahip

Johannesburg Savcılığı'nın iddianamesinde, Papaz Alph Lukau’nun sahtekârlık yaptığı, ölmüş gibi davranan bir adamı diriltiyor görünerek, halkın kutsal din duygularını kullanıp çıkar sağlamaya çalıştığı suçlamaları yer aldı.

İnsan Eti Yemekten Usanan Yamyam

Nino Mbatha (33) adlı büyücü ile arkadaşı Lungisani Magubane (32), uzun zamandır insan eti yemekten bıktıklarını söyleyip polise teslim oldu.

Yılmaz Güney Feri Cansel Aşkı

Cansel; cesur, vefalı, sadık ve sevgisini göstere(bile)n kadındı. Güney’in yanından hiç ayrılmıyordu; gözü başkasını görmüyordu.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinek kaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Şiir Gibi Yemek Yapan Şair

Türkçe’nin ünlü şairi Nazım Hikmet, hapishane yıllarında dokumacılık yapmayı ve Fransız usulü yemek pişirmeyi öğrendi.

7 Bin Polisi Peşine Takan Hırsız

Japonya’da sıradan bir hırsızın açık cezaevinden firarı olay oldu; hükumet ayağa kalktı. Ülkenin Adalet Bakanı firarî mahkûmun peşine bir polis ordusu taktı.

‘Ezilenden Yana’ Bir Baba: Dündar Kılıç…

Dündar Kılıç; Türk Mafyası’nın Karadeniz kuşağındandı. Trabzon’un Sürmene ilçesinin Baştımar Köyü nüfusuna kayıtlıydı.

İdama Giderken İşkence

Gezmiş ve arkadaşları, idama giderken işkenceye tabi tutulmuştu!

Ölüyü Dirilten Sahtekâr Rahip

Johannesburg Savcılığı'nın iddianamesinde, Papaz Alph Lukau’nun sahtekârlık yaptığı, ölmüş gibi davranan bir adamı diriltiyor görünerek, halkın kutsal din duygularını kullanıp çıkar sağlamaya çalıştığı suçlamaları yer aldı.

İnsan Eti Yemekten Usanan Yamyam

Nino Mbatha (33) adlı büyücü ile arkadaşı Lungisani Magubane (32), uzun zamandır insan eti yemekten bıktıklarını söyleyip polise teslim oldu.

Yılmaz Güney Feri Cansel Aşkı

Cansel; cesur, vefalı, sadık ve sevgisini göstere(bile)n kadındı. Güney’in yanından hiç ayrılmıyordu; gözü başkasını görmüyordu.

Yılmaz Güney, Karaoğlan’ı Oynamak İstiyordu

Yalaz’ın kapısını ilk çalan, ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney’di. Sinek kaydı traş olmuş, bıyıklarını kestirmişti.

Yaralı Fare İçin Özel Ambulans

Hollanda’nın Lahey şehrinde yaşayan, kimliği açıklanmayan bir kişi yaralanmasına sebep olduğu fareyi kurtarmak için özel ambulans çağırdı ve veteriner kliniğini ayağa kaldırdı.

Kopan Filmin Başrolünde Vahi Öz Vardı

Türk sinemasının en önemli güldürü ustalarından Vahi Öz, soğuk bir şubat günü (12 Şubat 1969), İstanbul’da bir hastane koğuşunda hayata gözlerini yumdu.

Kaddafi’nin İç Edilen 10 Milyar Avrosu

Belçika’nın çok tanınmış bir bankasında, Libya hükümet fonlarına ilişkin hesaplardan 10 milyar Avro civarındaki bir para buharlaştı.

Tam Bağımsız Türkiye İçin CIA Desteği

Çevresinde ve kamuoyunda ‘solcu’ bilinen eski bir ihtilâlci asker, CIA’nın Türkiye Masası Şefi’nden destek istemiş, ama geri çevrilmiş.

İsrail’i Tanıyan İlk Müslüman Ülke

Türkiye, 28 Mart 1949’da Bakanlar Kurulu kararı ile İsrail devletini resmen tanımıştı.

Nazım’ın Şiirlerini Çoğaltan Gazeteci

Arcayürek; Ankara’nın en popüler gazetecisiydi; ‘amiral gemisi’ Hürriyet’in 22 yıl - en uzun süreli! - Ankara Temsilciliği’ni yapmıştı; tarihe mal olmuş çok sayıda manşete-büyük habere imza atmıştı.

Nazmiye Demirel’in Ajanlık Denemesi

Aslına bakılırsa Demirel, iki yıldır Cuma gününü sevmez olmuştu. Ordu’nun darbe yapmasından korkuyordu. Ordu, ülke yönetimine el koyma eylemlerini hep Cuma günü gerçekleştirmişti.

‘Sakıncalı’ (!) Bulunan Cumhurbaşkanı

Turgut Özal; 9 yıl sonra, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra kurulan hükümette Başbakan Yardımcısı olarak önemli koltuklardan birine oturabilecekti… Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 19’uncu Başbakanı ve 8’inci Cumhurbaşkanı seçilebilecekti…

Eşekleri Konserve Yapan Eşekler

TÜİK verilerine göre, 10 yıllık süre içinde at sayısının yüzde 36.4’ü, katır sayısının da 43.9’u kayıplara karıştı.

Solisti Tokatlayan Gazino Patronu

Zeki Müren inatçı bir karaktere sahipti, karar aldığında geri dönmez, uygular ve sonuca da katlanırdı.

Prematüre Çocuklar Hayatta Başarısız

Normal zamanından önce hayata gözlerini açan ‘prematüre’ bebeklerin ileriki yaşlarında maddi sıkıntı çektikleri ileri sürüldü.

İp Cambazlığı Yapan Fare

Tarzan adlı becerikli fare, yalnızca tırmanmakla kalmıyor, belli yükseklikteki ip üzerinde yürümeyi de başararak seyredenleri hayrete düşürüyor

Diğer Tarih Haberleri

Ünlü Romancıdan Başbakana Bitkisel Sağlık Seti

Aşk romanlarının en ünlü yazarı Barbara Cartland; dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’e bitkisel ürünlerden oluşan sağlık seti göndermiş ve üzerine bir de açıklayıcı not iliştirmiş…

2 Bin Yıllık Ölümsüzlük İksiri

Çin’de yapılan arkeolojik kazılarda, 2 bin yıl önce defnedilmiş bir soylunun iskeletinin yanında duran bronz sürahi içinde ‘ölümsüzlük iksiri’ bulundu.

Vikingler Antalya’ya Kadar Gelmiş

Likya Birliği’nin başkenti Patara antik kentinde yapılan kazılarda 9. ve 10. asırdan kalmış Viking kılıcı bulundu.

Yorgan İçine Saklanmış Hazine

Bankaya para yatırmaya üşenen vatandaş, tasarrufunu yorganında saklayınca az daha ‘evindeki bulgurdan oluyordu’.

CHP Kırklar Meclisi’nin Çalışkan Üyesi

Vehbi Koç; üzerine aldığı/üstlendiği her görevi önemser, iyi hazırlanır ve fikirlerini savunurdu.

Sevgililer Günü’nü Bize Tanıtan Gazeteci

Hıncal Uluç; Türk toplumuna 14 Şubat Sevgililer Günü’nü tanıtan ve benimseten kişiydi. Uluç da eşinin uyarısı üzerine konuyu kavramış ve ilk yazıları kaleme almıştı.

Büyük İskender’in Sinirleri Bozukmuş

Makedonya’nın yetiştirdiği en büyük asker Büyük İskender’in genç yaşta aniden ölümünün sebebi belirlendi